Kayıtlar

mevlanadan öyküler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İradeyle hırsızlık

Resim
Bir adam, çıktığı ağacın dallarını şiddetle sallıyor, dallardaki meyveleri döküyordu. İyi niyetli değildi çünkü hırsızlık yapmak için bu bahçeye girmişti. Tam meyveleri toplarken evin sahibi geldi. Bahçesinde bir hırsız görünce sinirlenerek bağırdı: - Allah’tan utanmıyor musun? Ne yapıyorsun sen burada?

Yılancının Duası

Resim
Hırsızın biri, bir yılan oynatıcısının yılanını çaldı. Aptallığından onu ganimet gibi görüyordu. Yılan onu soktu, adam ağlayıp inleye­rek öldü.

Lokman (a.s.)'a Atılan İftira

Resim
Lokman (a.s.), bir köleydi. Efendisinin diğer köleleri tarafından hor ve hakir görülürdü. Efendi, meyve getirmeleri için kölelerini ba­ğa gönderdi. Köleler tamaha kapılıp, topladıkları meyveleri yediler. Sonra da efendilerine: - Lokman yedi, dediler. Efendi, Lokman (a.s.)'a surat ekşitti, soğuk bir tavır takındı. Lok­man (a.s.) bunun sebebini araştırdı, öğrenince dargın bir şekilde: - Ey efendi, dedi, hainler Allah'ın rızasını kazanamazlar, Hepimizi imtihan et, fazlasıyla sıcak su içir, ondan sonra bizi büyük bir sahrada yaya olarak koştur. Sen de atınla bizi takip et! O zaman ki­min ne yaptığını gör! Bunun üzerine efendi, kölelerine sıcak su içirdi. Köleler korku­larından içtiler. Sonra da onları kırlarda koşturmaya başladı. Niha­yet iyice yoruldular, kusmaya başladılar, içtikleri su yüzünden yedikleri bütün meyveler dışarı çıktı. Lokman (a.s.)'ın ağzından ise halis su geldi. Lokman (a.s.)'ın hikmeti bunu açığa çıkarırsa, her şeyi yaratan Allahu Teala...

Hz. Süleyman (a.s.)'ın Duasının Hikmeti

Resim
Hz. Süleyman (a.s.) "Rabbi hebli" demişti. Yani Allahu Teala'nın o saltanat ve mülkü kendisinden başkasına vermesini istememişti. Ondan başkasına bu ihsanda bulunulmamasını niyaz etmişti. Bu hasede benzer, fakat değildir. O, saltanatta yüzlerce tehlike ve ziyan gördü. Dünya saltanatı, baştanbaşa baş korkusundan ibaret­tir. Baş korkusuyla din korkusu gibi bir imtihan daha olamaz. Bun­ları geçmek için Süleyman himmetli olmak gerek. O saltanatın dal­gası onca kuvvet ve kudretine rağmen Süleyman'ın bile nefesini ke­siyordu. Bu yüzden bütün cihan sahiplerine acıdı da şefaat etti: - Bu saltanatı kemal sahibi olana ver, dedi, kime bağışlarsan Sü­leyman odur. Yolun başındakine, kamil velinin yapaklarını taklit etmek caiz değildir. Helva hekime zarar vermez, ama hastayı harap eder. Soğuk, olmuş üzüme dokunmaz, fakat koruğu yakar. Çünkü koruk henüz kemale ermemiştir, yoldadır.

Hz. Salih (a.s.)'in Devesi

Resim
Salih (a.s.)'in devesi görünüşte deveydi, o zalim kavim, cehaletlerinden onu kestiler. Su için deveye düşman olduklarından kendileri mezara su ve ekmek oldular. Onlar Hakk'ın suyunu Hakk'ın deve­sinden esirgediler. Salih (a.s.)'in devesi, kötülerin helaki için tuzaktı. Allahu Teala'nın kahrı, devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri aldı. O cahil kavim deveyi kesince Hz. Salih:                                - Madem ki bu işi yaptınız, dedi, üç gün sonra Allahu Tealâ’dan azap gelecek. Ondan üç gün sonra da başka bir afet gelecek, onun üç alameti olacak: Hepinizin yüzünün rengi değişecek, birbirinize bak­tığınızda yüzlerinizi başka başka renklerde göreceksiniz, ilk gün yüzleriniz safran gibi sararacak, ikinci gün erguvan gibi kızaracak, üçüncü günse tamamen kararacak. Ondan sonra da Allah'ın kahrı gelip çatacak. E...

Firavun'un Duası

Resim
Hz. Musa, Allahu Teala'nın huzurunda gündüz ağlayıp inlerdi, Firavun ise gece yarısı. Derdi ki: - Ya Rabbim, boynumdaki bu demir halka niye? Boynunda hal­ka olmasa kim benlik davasına kalkışır?! Şüphe yok ki Musa'yı nurlandıran takdirin beni de karanlıklara saldı. Onu ay yüzlü, beni de kara yüzlü yaptın! Halk bana tanrı diyor, sultan diye çağırıyor, ama bu beni rüsvay etmekte! Bu eğrilikleri doğrult! Firavun kendi kendine: - Ne acayip şey, diyordu, bütün gece "Ey Rabbim" diye yalvarıyorum, tevazu gösteriyor düzeliyorum. Musa'yı görünce neden bir başka hal alıyorum?

Yoksul Bedevi'nin Hediyesi

Resim
Çok önceleri bir halife vardı. Cömertlikte Hatem-i Tai'yi geçmiş­ti, ihsan ve adalet bayrağını yükseltmiş, dünyadan yoksulluğu ve muhtaçlığı kaldırmıştı. Kapısı, hacet kıblesiydi. Cömertliği her yerde duyulmuştu. Her ülke halkı onun cömertliğinden şaşkınlığa düşmüştü. O devirde yaşayan bir bedevi karısı, bir gece kocasına şöyle de­di: - Bütün bu yoksulluğu sadece biz çekiyoruz. Herkesin ömrü şen şakrak geçiyor. Yalnız biz kötü durumdayız. Ekmeğimiz yok, katığı­mız ise dert ve haset. Testimiz yok, suyumuz gözyaşı. Gündüz elbisemiz güneş ışığı, geceleyin döşek ve yorganımız ay aydınlığı. Açlı­ğımızdan geceleyin parlayan ayı ekmek sanıp elimizi uzatıyoruz. Yoksullar bile bizim fakirliğimizden utanıyorlar. Arab'ın iftiharı sa­vaş ve cömertliktir. Biz savaşsız öldürülmüşüz. Cömertliğe gelince, yoksulluğun etrafında ağ örüp, uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz. Bize bir misafir gelsin de gör, gece uyuyunca elbisesini soymazsam insan değilim! Kocası şöyle cevap ...

Resulullah (s.a.s.) İçin Ağlayan Dîrek

Resim
Hz. Peygamber s.a.s.'in ashabı bir gün: - Cemaat çoğaldı, vaaz ettiğinde yüzünü göremiyoruz, dediler. Bu yüzden bir minber inşa edildi. Daha önce Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dayanıp vaaz ettiği Hannane direği, akıl sahipleri gibi ağla­yıp inlemeye başladı. Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ayrılığının acısına dayanamayan direğin inleme ve ağlamasını işittiler. Hz. Peygamber: - Ey direk, dedi, ne istiyorsun? - Bana dayanıyordun, şimdi beni bıraktın, diye cevap verdi, di­rek. Bunun üzerine Hz. Peygamber: - Dilersen seni yemişlerle dolu bir hurma fidanı yapalım. Yahut Allahu Teala seni ahirette bir servi yapsın, ebediyen yeni ve taze kal! - Baki olanı isterim, dedi direk. Hz. Peygamber, kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağa­cı yere gömdü. Ey gafil, sen de baki ve daim olanı seç, bir ağaçtan aşağı kalma! Felsefeciler, direğin inlemesini inkar ederler. Derler ki: - İnsanlarda bu tür halüsinasyonlar, hayal görmeler olur. Filozof, cini şeyta...

Hz Aişe (r.a.) Ve Gayb Yağmuru

Resim
                                  Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir gün ashabıyla birlikte dostlarından birinin cenazesi için kabristana gitti. Mezara toprak attı. Mezarlıktan dönünce, Hz. Aişe (r.a.)'nin yanına gitti, konuşup gö­rüşmeye başladılar. Hz. Aişe'nin gözü Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in yüzüne ilişince önüne gelip eliyle sarığını, yüzünü, saçını, elbisesini ve kollarını yoklamaya başladı. Hz. Peygamber s.a.s.: - Böyle aceleyle ne arıyorsun, diye sordu. Hz. Aişe (r.a.): -  Bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı, dedi, ne acayiptir ki üzerinde yağmur eseri yok. Üstün başın, elbisen ıslanmamış. - O sırada başına ne örtmüştün, diye sordu Resulullah (s.a.s.) - Senin ridanı örtmüştüm, dedi Hz. Aişe. Hz. Peygamber (s.a.s.) dedi ki: -  İşte bu yüzden Allah (c.c.) sana gayb yağmurunu gösterdi. O yağmur, sizin bu bulutunuzdan değildir. O başka bir gökten, başka bir buluttandı...

Hz. Musa (a.s.) Ve sihirbazlar

Resim
Firavunun devrinde Mısır sihirbazları Hz. Musa ile mücadeleye giriştiler. Her ne kadar ona kin duyuyorsalar da onu büyük tut­tular, öne geçirdiler. Çünkü ona: - Dilersen önce sen asanı at! dediler. Hz. Musa: - Hayır, ey sihirbazlar, dedi, önce siz atın! Onların Hz. Musa'ya gösterdikleri bu kadarcık hürmet iman et­melerine sebep oldu. İnat etmiş oldukları için de el ve ayakları kesildi. Sihirbazlar Hz. Musa'nın kadrini anladıkları için önceden işledikleri suça karşılık ellerini, ayaklarını feda ettiler.

Hz. Adem (a.s.)'ın Edebi

Resim
Şeytan, "bimâ ağveyten"' dedi, kendi fiilini gizledi, Allahu Teala'yı kendisini saptırmış olmakla suçladı. Hz. Adem ise, "Zalemna enfüsena" dedi, nefsine zulmettiğini söyledi. Günahını Hakk’a isnat etmedi. Edebe riayet edip suçu kendisine yüklediğinden ihsa­na nail oldu. Adem (a.s.) tövbe ettikten sonra Allahu Teala: - Ey Adem, dedi, o suçu sende ben yaratmadım mı, benim tak­dirim değil miydi, tövbe ederken neden bunu gizledin? Adem (a.s.): - Ya Rab, dedi, korktum, edebi terk edemedim. Allahu Teala (c.c.)’da: - İşte bunun için seni affettim, diye vahyetti.