Kayıtlar

mevlana'dan hayata dair hikayeler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Padişah Ve Şeyh

Resim
Padişahlardan biri bir şeyhe şöyle dedi: - Benden bir şey iste!

Susuzun Suya Taş Atması

Resim
Bir ırmak kıyısında yüksek bir duvar bulunuyordu. Duvarın üs­tünde de suya hasret bir adam durmaktaydı. Duvar, suya ulaşması­na engel oluyordu. Adam ırmağa bir kerpiç parçası attı. Kerpicin su­ya düşerken çıkardığı ses hoşuna gitti. Bu yüzden kerpiçleri koparıp koparıp atmaya başladı. Su, lisan-ı hal ile:

Baykuşlar Arasındaki Doğan

Resim
Padişahlardan birinin bir doğanı vardı. Yolunu kaybeden bu do­ğan bir viraneye düşmüş, baykuşlar arasına katılmıştı. Padişahtan ayrı düşmesi yetmiyormuş gibi bir de baykuşların ezasıyla baş başa kalmıştı. Başına vuruyor, kanadını çekiştiriyorlardı. Kendi aralarında:

İki Köle

Resim
Bir padişah ucuza iki köle satın almıştı. Onlardan biriyle biraz konuştu. Onu anlayış sahibi, zeki ve tatlı sözlü buldu. Köle düşün­meden öyle sözler söylüyordu ki, başkaları belki beş yüz defa düşün­meden söyleyemezlerdi. Bunun üzerine padişah ikinci köleye de:

Firavun'un Şaşkınlığı

Resim
Firavun, kaderi değiştirmek, kazayı savuşturmak istiyordu. Ka­za da o hilekâra kıs kıs gülmekteydi.

"Şayet" Evî

Resim
Yabancı bir adam, oturmak için ev arıyordu. Bir dostu onu yıkık bir eve götürüp dedi ki:                                                                              - Şayet tavanı olsaydı, benim yanı başımda otururdun. Şayet bir odası daha olsaydı çoluk çocuğun rahatça sığardı.     

Eşeği Satılan Sûfi

Resim
Seyahat etmekte olan bir sûfi bir tekkeye konuk oldu. Eşeğini de kendi eliyle ahıra götürdü, suyunu ve yemini bizzat kendisi verdi.

Aslanı Öküz Sanan

Resim
Köylünün biri öküzünü ahıra bağlamıştı. Aslan ahıra girip ökü­zü yedi, geçip yerine oturdu. Köylü geceleyin ahıra gelip el yorda­mıyla öküzünü aramaya başladı. Öküzü sanarak aslana elini sürme­ye, sırtını okşamaya başladı. Aslan:

Ağlayan Zahid

Resim
Bir zahide, dünya meşgalesine dalmış bir dostu: - Az ağla ki gözün bozulmasın, dedi. Zahid, ona şöyle cevap verdi:

Hz. İsa (a.s.) Ve Yoldaşı

Resim
Ahmak bir adam Hz. İsa (a.s.) ile yoldaş oldu. Gözüne yol üstün­deki kemikler çarpınca:                                                                   - Ya İsa, dedi, ölüleri diriltmek için okuduğun ism-i azamı bana da öğret ki ben de okuyup kemiklere can vereyim, iyilik yapayım! Hz. İsa (a.s.):

Hz. Ali (k.v.)'nin İhlası

Resim
Hz. Ali k.v. savaş sırasında düşmanını yere düşürdü, kılıcını çe­kip saldırdı. Bunun üzerine adam, Hz. Ali'nin yüzüne tükürdü, o da derhal kılıcını geri çekti. Düşmanı, buna şaşırdı: - Kılıcını neden indirdin, dedi, ne gördün ki beni öldürmekten vazgeçtin? - Ben seni Allah için öldürmek istiyordum, heva ve hevesim için değil. Senin yüzüme tükürmenden bana bir vesvese geldi, kılıcı giz­lemeyi uygun gördüm. Öyle bir hale gelmiştim ki savaşımın yarısı Allah (c.c.) içindi, yarısı da nefsim. Halbuki Allahu Teala'ya ibadette ortaklık olmaz. Bunun üzerine adam insafa gelip: - Seni zamanın en yüce insanı gördüm, dedi, bana kelime-i şehadeti söyle de Müslüman olayım. Onunla beraber akraba ve kavminden elli kişiye yakın kimse da­ha Müslüman oldu. Hilim kılıcı demir kılıçtan daha keskindir.                                ...

Hz. Ömer (r.a.) Zamanındaki Yangın

Resim
Hz. Ömer (r.a.) zamanında Medine'de bir yangın çıktı. Taşlar bile kuru ağaç gibi yanmaktaydı. Evler ve binalar, hatta kuş yuvaları bi­le yanmaya başladı. Şehrin yarısı alevler içinde kaldı. Halk kovalar­la yangına su ve sirke döküyorlar, fakat alevler daha da büyüyordu. Ahali Hz. Ömer'in yanına gelip: - Yangın suyla sönmüyor, dediler.                                               - O yangın, dedi Hz. Ömer (r.a.), Allah'ın alametlerindendir. Sizin cimrilik ateşinizden bir parçadır. Suyu bırakın, yoksullara ekmek dağıtın! Halk: - Bizim kapılarımız yoksullara açık, dediler, cömert kişileriz.      - Siz fakirlere adet olduğu için yiyecek verdiniz, bunu Allah (c.c) için yapmadınız. Gösteriş ve övünme için cömertlik ediyorsunu...

Hz. Süleyman (a.s.)'ı Gören Genç

Resim
Gencin biri su kenarında balık tutan birisini gördü. - Bu, Süleyman (a.s.) olmalı, dedi, Süleyman (a.s.) ise neden yalnız ve gizlenmiş, değilse ona bu kadar nasıl benziyor? Gönlündeki bu şüphe devam etti durdu. Nihayet onun tahtında oturan cin yıkılıp gidince, Hz. Süleyman (a.s.) yüzüğünü yine parmağına taktı, cinleri yine emri altında etrafı­na topladı. Halk onu görmek için kapısına geldiler, genç de onların arasındaydı. Süleyman (a.s.)'ın yüzüğünü parmağında görünce gön­lündeki şüphe yok oldu. Şüphe, işin gizli kapalı olduğu zamandadır. Gayba ait şey açığa çıkınca şüphe ortadan kalkar. Gayba imanın fazileti, görünen şeye imana nispetle yüz kattır, iman ve ibadet şimdi makbuldür, ölüm­den sonra her şey açığa çıkınca inanmak faydasızdır. Mevlana'dan Hikayeler

Zeyd Bin Harise (r.a.)

Resim
Hz. Peygamber (s.a.s.) bir sabah Zeyd bin Harise (r.a.)'a: - Nasıl sabahladın, diye sordu. - Mümin bir kul olarak, diye cevap verdi Zeyd. - Bunun alameti nedir? - Gündüzleri susuz, geceleri uykusuz kaldım. - Peki bu sana nasıl bir anlayış kazandırdı, diye sordu Hz. Pey­gamber (s.a.s.) - İnsanları, dedi Zeyd, değirmendeki buğdayı arpadan ayırır gibi tanıyabiliyorum. Yılanla balık bana aşikar. Hemen simdi söyleye­yim mi, yoksa susayım mı? Hz. Peygamber (s.a.s.) dudağını ısırarak susmasını işaret etti. Fakat o devam etti; - Ey Allah'ın Resulü, sırları söyleyeyim de kıyameti koparayım mı? Halis altınla sahte parayı açıklayayım mı? Bu söylediklerim işaretlerden ibaret, daha açık söylerim ama Hz. Peygamberi incitmek­ten korkuyorum. Hz, Peygamber (s.a.s.) dedi ki: -  Kendine gel, fazla ileri gittin! Ayna kılıftan çıktı, aynayı koy­nuna koy! - Ezeli güneş hiç koltuğa sığar mı, diye karşılık verdi Zeyd. - Bir parmağım gözünün üstüne koydun mu, dedi Hz. Peyg...

Bizanslı Ve Çinli Ressamlar

Resim
Çinliler ve Bizanslılar ressamlık konusunda iddialaştılar. Çinli­ler: - Biz daha mahir ressamlarız, dediler, - Hayır, biz daha üstünüz, diye karşılık verdi Bizanslılar. Çinli ve Bizanslı ressamlar yarışmak için hazırlandılar. Bizanslı­lar resim sanatında daha ileriydiler. Çinli ressamlar: -Bize özel bir oda verin, bir oda da sizin olsun, dediler. Kapıları karşı karşıya iki oda mevcuttu. Birini Çinliler, diğerini de Bizanslılar aldı. Çinliler yüz çeşit boya istediler, hükümdarın em­riyle onlara her sabah boya verilmekteydi. Bizanslılar ise boya iste­mediler, kapıyı kapayıp duvarı cilalamaya başladılar, saf ve berrak hale getirdiler. İki yüz renge boyanmaktansa renksizlik daha iyidir.                   Çinli ressamlar çok güzel bir resim yaptılar. Eserlerinden dolayı sevinmekteydiler. Hükümdar kapıdan girip yaptıkları resmi gördü, olağanüstü güzellikteydi. Ardından Bizanslı ressamla...

Sağırın Hasta Ziyareti

Resim
Sağır bir adama, komşusunun hasta olduğunu haber verdiler. Adam kendi kendisine: - Bu sağır kulakla hastanın sözlerini nasıl anlayacağım, dedi. Hele de hastalıktan sesi iyice yavaş çıkıyorsa. Fakat ziyaret etmek de lazım. Dudağını oynattığını görünce ne dediğini kıyas yoluyla düşü­nür anlarım. "Ey benim dertlere düşmüş dostum, nasılsın?" derim, o da tabi" ki, "iyiyim, çok şükür" diyecek. Ne yiyip içtiğini sorarım, mesela "mercimek çorbası" diye cevap verir, ben de "Afiyet olsun!" derim. Hangi hekime tedavi olduğunu sorarım, o da "filanca" der, ben de "Ayağı çok uğurludur, geldi mi işin tıkırında demektir. Onu biz de denedik, nereye vardıysa maksat hasıl oldu" diye karşılık veririm.                                                 ...

Vahiy Katibinin Edepsizliği

Resim
Hz. Peygamber s.a.s.'in Hz. Osman'dan önce bir katibi vardı, vahyi yazmağa çalışırdı. Hz. Peygamber s.a.s. kendisine inen ayetle­ri okuyunca o hemen yazardı. Vahyin aydınlığı katibe vurunca gön­lünde bazı hikmetler doğmaya başladı. Peygamber Efendimiz s.a.s. de onun içine doğanları söylerdi. Bundan dolayı o katip kendi kendisine:                                                                                                  - Peygamber ne söylüyorsa aynısı benim de gönlüme doğuyor, demeye başladı. Bunda...

Hz. Yusuf (a.s.)'un Konuğu

Resim
Çok uzak diyarlardan gelen bir dostu Hz. Yusuf a misafir oldu.     Çocukluklarından beri birbirlerini tanımaktaydılar. Sohbet sırasın­da, Yusuf a.s.'a kardeşlerinin yaptıkları cefa ve hasetleri de konuşul­du. Yusuf a.s.: - Onların haset ve ezaları zincirdi, dedi, biz de aslandık, zinci­re vurulmuştuk. Allah'ın kaza ve kaderinden şikayetçi değiliz. - Kuyuda ve zindanda halin nasıldı, diye sordu konuğu.           - Ay, bedir halinden sonra küçülmeye başlar, görünmez hale gelir, fakat sonra yine önceki haline döner. Buğdayı toprak altına atar­lar, ama sonra ondan başaklar çıkar. Yusuf a.s. başından geçenleri anlattıktan sonra misafirine: - Bize hediye olarak ne getirdin, diye sordu. Onun böyle sorması hikmetten hali değildi. Dostları görmeye eli boş gidilmez. Cenabı Hak bile mahşerde kullarına kıyamet günü için ne hediye getirdiklerini sorar. Yiyip içmeyi, uyumayı azaltıp he­diye hazırlamak, seherlerd...

Kapıyı Çalan Dost

Resim
Bir adam, bir dostunun evine gelip kapısını çaldı. Dostu: - Kapıyı çalan kim, diye sordu. - Benim, dedi adam. - Git, burası ham kişinin yeri değil! Hamı ancak ayrılık ateşi pi­şirebilir. Adam çekip gitti, tam bir yıl ayrılık ateşiyle yandı. Sonra döndü geldi, dostunun evi etrafında dönmeye başladı. Ağzından edep dışı bir söz çıkmasın diye korku içinde kapıya yaklaştı, ürkerek çaldı. Dostu: - Kimdir o, diye sordu. - Ey dost, dedi adam, sensin. - Madem ki bensin, ey ben, gel içeri. Ev dar, iki kişiye yetmiyor. iğneye geçirilecek iplik iki tane olunca geçmez. Kendi varlığını yok say ki dosta ulaşasın!

Yoksul Bedevi'nin Hediyesi

Resim
Çok önceleri bir halife vardı. Cömertlikte Hatem-i Tai'yi geçmiş­ti, ihsan ve adalet bayrağını yükseltmiş, dünyadan yoksulluğu ve muhtaçlığı kaldırmıştı. Kapısı, hacet kıblesiydi. Cömertliği her yerde duyulmuştu. Her ülke halkı onun cömertliğinden şaşkınlığa düşmüştü. O devirde yaşayan bir bedevi karısı, bir gece kocasına şöyle de­di: - Bütün bu yoksulluğu sadece biz çekiyoruz. Herkesin ömrü şen şakrak geçiyor. Yalnız biz kötü durumdayız. Ekmeğimiz yok, katığı­mız ise dert ve haset. Testimiz yok, suyumuz gözyaşı. Gündüz elbisemiz güneş ışığı, geceleyin döşek ve yorganımız ay aydınlığı. Açlı­ğımızdan geceleyin parlayan ayı ekmek sanıp elimizi uzatıyoruz. Yoksullar bile bizim fakirliğimizden utanıyorlar. Arab'ın iftiharı sa­vaş ve cömertliktir. Biz savaşsız öldürülmüşüz. Cömertliğe gelince, yoksulluğun etrafında ağ örüp, uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz. Bize bir misafir gelsin de gör, gece uyuyunca elbisesini soymazsam insan değilim! Kocası şöyle cevap ...